PERDE
PERDE
Önünde uzanan iki perdenin ardına kurmuşsun yaşamını. Ruhuna en yakın köşeyi seçmişsin; kurmuşsun en derin bağdaşını. Aradığın ya da arzuladığın ne varsa gözlerinin değdiği bir noktadaymış. Aradığın ya da arzuladığın ne varsa seninmiş artık veya olmasa da olurmuş. Uzun bir hayat uzanıyorken önünde balkondan uzanan ayaklarından ötesi çekmemiş dikkatini. Nerede uyuduğunun bir önemi yokmuş, vücudunu kimin arzuladığının bir önemi yokmuş, hangi katedrale bıraktığını gölgenin hiçbir önemi yokmuş. O iki perdenin ardında kurduğun yaşamda bitiyormuş hayatın. Nerede uyuduysan, bir misafirmişsin ta ki evine gelene kadar; o iki perdenin ardına gelene kadar.
Sırtında odanı taşırmış gibi huzurluymuş adımların, sırtında çocukluğunu taşır gibi alelacele ve tedirgin. Göğsüne onlarca çiçek ekmiş, sabahları hazırladığın kahvaltı masasına çiçekli elbiselerle oturmuşsun. Göğsünde ne varsa bırakmışsın masaya; bir çocukluğunu bırakamamışsın. Masaya dizdiğin reçeller seni hiç yürümediğin sokaklara götürmüş. Hiç tanımadığın babaannenden hikayeler dinlemişsin ve bakmışsın suratına kendi çocukluğuna bakar gibi. Tutmuşsun elini, kendi elini tutar gibi. Demlediğiniz çayın buharında birleşmiş gözleriniz; fırında pişen kekin kokusunda birleşmiş... Yazı beraber selamlamışsınız, akşamı beraber...
Hayatlarımız birbirine değdiği noktada önem kazanır. Hayatlarımız birbirine değdiğinde evimizdir sokaklarda. Ama senin elin kime dokunduysa, yandı canın. Sırtındaki yükü bile bırakmak istemedin; acını paylaşmak bile istemedin. Dünyaya ilk geldiğin yıllarda öyle yandı ki canın bir daha dokunmadın o sobaya. Tüm eller yabancıydı artık sana; yürümek zorunda kaldın. Aşina bir ten bulabilmek için kilometrelerce yürümek zorunda kaldın. Uzaklaşmışsın hayallerinden değil mi? Dokunabilirsin onlara değil mi? Evin dört duvar senin, ve uzunca iki perde.
Büşra ÇOBAN

Yorumlar
Yorum Gönder