RENKLİ


                                                                RENKLİ

    Çiçeklerle dolu bir evde açtım gözümü; sonra hep çiçeklerle yaşadım. Onların kokusu yansıdı hayatıma, ben onlara yansıdım. Adım seslerim hep hareketliydi, gürdü; ya da bilmiyorum. Hiçbir zaman beceremedim merdivevenleri sessizce çıkmayı ve hiç bir zaman yalnız kalmadım. Psikolojik savaşlarım olmadı kendimle, ağır depresyonlar yaşamadım. Her şeyin en basitindeydim, en basitiyleydim herşeyin. Kendi değerimi sorgulamadım hiç; daha fazlasını istemedim. Topuklularla yürümek ya da kumaş kıyafetlere bürünmek istemedim. Hiçbir parfüm kokusu çekmedi dikkatimi, mağazalarda saatlerce kıyafet denemedim, aynanın karşısında izlemedim çıplak bedenimi; sorgulamadım değerimi.
 Çiçeklerle dolu bir evde büyümüştüm. Kahvaltılar biriktirdim öğlene kadar uzanan, paylaşılan çay bardakları, acelesi olmayan adımlar, bir yandan da konuşan ardı ardına; sanki ölümden önce alınacakmış gibi sözleri. Ahşap kokusuyla büyüdüm; bir de beyaz el işlemeleriyle. Sokaklarda büyüdüm biraz da; koca çiçeklerin ardında, papatyanın ardında biraz; biraz da menekşe. Kimseyle göz göze gelmedim; ilgimi çekmedi kimse. Kumaş pantalonlar için değildim, üçüncü nesil kahveciler için değil, jiletlenmiş kelimeler için değil... Gün boyu akşamı hayal ederdim. Ahşap kokulu evimi hayal ederdim ama sokaktaydım bir yandan, sokakları da çok sevdim. Çevremde değerimi küçültecek kimse yoktu, kendini sevmemek nedir bilmedim. En alakasız renkleri takındım belki, en yüksek sesle bağırdım. Çiçeklerle dolu bir evde büyüdüm; mutluydum. Mutluluk her ne demekse o'ydum.


                                                                                                                                          Büşra ÇOBAN


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ASILI KALIR ÖYLECE

BURADA

BİRKAÇ PARÇA